1985 yılında Georges Miles, Lumiere Kardeşler tarafından “ticari geleneği olmayan bilimsel bir merak konusu” olan sinema tekniği daha sonraları 1900 yıllarında Charles Pathe tarafından kurulan film üretim şirketiyle dünyada sinemanın hem sanatsal hem de ticari işlevini ortaya çıkarırken, toplumların sosyal yaşamında büyük değişikliklere neden olacak ve bugün başta Amerika olmak üzere tüm dünyada önemli bir sektör var olmasını sağlayacaktı.
Sinemanın icadından 31 yıl sonra yani 1926 da Londra’da yapılan ilkel televizyon denen nesnenin üzerinden bugün için 84 yıl geçti.
Sinema bilhassa 1960 yılına kadar, tüm dünya da Altın yılını yaşadı bugün için dijital ses,3boyutlu ve 5 G sistemleri ile teknolojinin tüm verilerini uygularken. Televizyon da siyah beyaz, renkli derken o da dijital teknolojinin yanı sıra, dev ekranlar, plazmalar, 3 boyutlu derken her gün bu alanda yeni bir teknik geliştirilip halka arz edilmeye çalışılıyor.
Dünyadaki insanların birbirlerini tanımaları, sevmelerini sağlayan insanların sosyal yaşamına renk katan bu iki dev buluş bundan 200–300 sene ortaya çıksaydı, beklide o dönemde Avrupa Engizisyon mahkemelerine, bizde de gavur icadı diyerek Şeyhülislamın fetvasına takılırdı. Hele hele fotoğrafın, resmin yasak olduğu biri inanışta!…
Sinema insanı kaynaştıran, aynı çatı altında zaman zaman binleri bulan izleyicinin birlikteliğin sağlarken yaşam boyu dostlukların arkadaşlıkların başlangıcı olan temaşa yerleriydi ve farklı atmosfere sahipti, gerçi bugün yine var lakin geçmişte televizyon başında toplanan komşuların sayısını geçmeyecek 50 kişilik solanlar maalesef o eski tadı vermiyor.
Televizyona gelince sadece Türkiye olarak Türk-Sat uydusundan yayın yapan 200 ‘ün üzerinde her ilin bir televizyon kanalı olmak üzere yayın yapan yerel ve ulusal kanallarımız var. Bu kanallar bize mahsus olmak üzere günün 24 saati yayın yapar. Belki de bunu benzeri başka ülkede yoktur. Varsa bile bizim gibi az gelişmiş ülkelere mahsustur. Sanırım birde bunlara uluslar arası kanalları eklediğimizde 2000 üzerinde normal ve şifreli kanal mevcut. Bilhassa bizdeki yerli kanallara baktığınızda sinema ve dizi ağırlıklı olduğu kadar sahibinin dünyevi ve uhrevi düşüncesi ön planda olmak üzere yayın yapar. Objektif olanına çok az rastlarsanız ya kendi çıkarlarının ya da herhangi bir siyasi partinin ve siyasi bir grubun borazanı haline gelmiştir. Eğitim, genel kültür, sanatsal içerikli yayınları ancak cımbızla bulabilirsiniz. Hele bazıları toplumun değer yargılarını, ahlaki kavramlarını, gelenek, örf ve adetlerini dejenere etmek pahasına, reyting uğruna akıl almaz görüntüler, şiddet, vahşet, kanı göstererek adeta insanımızı vampirleştiren görüntüler yanında milli değerlerimizi, kadın erkek ilişkilerini yozlaştıran, çirkinleştiren, sahneleri sergilemekten geri kalmazlar. Kolay yoldan köşe dönmecilik topluma yeni yetişen genç beyinlere adeta enjekte edilir çoğu kanallardan.
Sinema da belli yöntemlerle bir dereceye kadar bunu engelleyebilirsiniz. Çünkü daha büyük kitlelere aynı anda hitap ediyor. Örneğin erotizm, seks, porno filmleri sinemada oynatmak yasak. Ama günün 24 saati bu tür yayın yapan uluslar arası uydulardan bunu engellemek mümkün değil ve yahut bilerek engellenmiyor. Günün 24 saati elinde kumandayla bir yığın kanalı zaplayan insanlar sihirli kutunun karşısında, komşulukları, dostlukları, yardımlaşma geleneklerini kaybettiler. Ekranda ki şiddet, vahşet ve kan görüntüleri, tarafsız ve bağımsız olmayan dünyayla görüşleri insani duyguları insan olma erdemi kaybettirdi. Her şeye, her olaya tek pencereden akar hale geldik. Kendimize olan özgüvenimizi kaybettik. Milli değerlerimizi kaybettik. Edebiyatımızın en önemli klasiklerini, lastik gibi uzatarak bir şehvet ve seks oyunlarının bir parçası haline getirdik. Belden aşağı argolarla, saçma sapan uydurma kelime ve cümlelerle güzel Türkçemizi mahvettik. Uçkur, peçtir havaları ile o güzelim duygu yüklü Türk sanat müziğini unutur hale geldik. Adına popüler kültür dedik.
Tiyatroyu ve sinemayı diğer herhangi bir sosyal etkinliği, alelade bir televizyon programı için tu kaka yaptık Sinemada ise son iki yıldır seyirci rekoru kıran “Recep İvedik “ filmini, milyarlar harcanarak bir alın teri ve emek ürünü olan gerçek sinema yapıtlarına tercih ettik
İşte sinema, işte televizyon ve işte bizim eğitim, kültür ve sanat anlayışımız işte sinema ile televizyon arasındaki fark…
Netice olarak ta bilhassa televizyonun Toplumsal etkisini azaltabilmek mutlu ve yaratıcı bir toplum yetiştirmek için sanat eğitimine gerekli önem verilmeli. Aile –okul-çevre üçgeni içinde yetişen 15–25 yaş arası gençlik çağındaki çocuklarımızın ulusal kültür ile beslenmesi en başta gelen görevimiz olmalıdır.
SAGLIK VE SEVGİYLE KALIN,