Su gelir akar gider/Turnalar kalkar gider/Bu dünya bir aynadır/Her gelen bakar gider./ (Azerbaycan)
Allah yarattığı kulu aç bırakmaz. Rızkı veren de alan da Hüda’dır. Yolcu hancıya değil, Mevla’ya güvenerek yola çıkar hem. Dağ ne kadar ulu olsa da bir kenarından mutlaka geçit verir. Yalan dünyada makam ya da varlığına güvenerek kasılanlar, bilmelidirler ki bu handan nice sultanlarla sayısız parababaları gelip geçmiştir. En önemlisi hayır dua ile anılmaktır, hoş seda bırakabilmektir geride. Ömür denen binit alınabilseydi eğer, Can’cıyla pazarlık edenlerden geçilmez, servetler sebil edilirdi.
”Kimi altın satar, kimi bal yutar/Kimi parmağını yalamış gider” diyen Âşık Mahsuni Şerif, varsıl bencillerle, yoksul cömertlerin çarkını ne güzel ifadelemiştir. Unutulmasın ki er geç, haklı, haksızdan alacağını isteyecektir. Âlemlik düşünüp mizan terazisini aklından tümüyle silenler, gün gelip ilahi adaletin yakalarına yapışacağını hesap etsinler bizahmet!
Bir de başkasının geçimi hakkında lüzumsuzca kafa yoracaklarına,“her dağın kendine göre kışı olur” sözünü dilin imbiğinden damlatsınlar ki kişiler incinmesin, değil mi ya! Gurur ve kibir başlarının en büyük belasıdır böylelerinin. Sahipsizlerin Sahibi, zalimlerle- nekeslere fırsat verip onları sınarmış. İşkembeyi kübradan atanlarla, gönlü cüzdanına bağlılar, hatada ısrara devam ederler her nedense. Bırak komşusunu, aynı memeden süt emdiği kardeşine şefkat beslemeyenlere bunları anlatmak deveye hendek atlatmakla eştir. Sanki şimdiye dek akşam ekmeğinizi teminlemişlerdir.
E-ee taşı uzaktan denk getirmek çok zordur, onun için taş, hep yakından gelir ve öylelikle isabet kaydeder!
Bu bağlamda vicdan denen meziyet her kula verilmemiştir, Allah, taşıyabileceklere nasip etmiştir bu ulviyeti. Ayrıca menfaatin olduğu yerde merhamet de yoktur. Rahim ve Rahman yaratıcı nelere kadir değildir ki? Kimine Eyüp sabrı, kimisine Nemrut hırsı yükleyerek imtihana çeker. Doğumdan ölüme dek tedrisat yaptığımız iki kapılı şu mektepten dersimizi ezberleyerek mezun olmaya çalışmalıyız. Pembe düşlerden uyandığımızda “eyvah!” demenin faydasızlığını da bilmeliyiz.
Anadolu’da sofra tahtasının altına yayılan ya da un elerken serilen beze ita denir. Bizim Avni biraz çakırkeyif olarak eve varır. Rahmetli validesi yufka ekmek için hazırlıktadır. Hal hatırın ardından annesinin karın ağrısı çektiğini ve alınan hapların faydalı olmadığını öğrenen Avni; “ana bende bir şurup var, yalnız biraz kokar, burnunu sıkarak iç, hemencecik geçer,” diyerek susuz rakıyı emektara uzatır. Kadıncağız sancılarından kurtulmak adına tası bir dikişte içer. Yarım saat kadar sonra unu itanın dışına elemeye başlar, çünkü kafayı bulmuştur. Bunu fark eden muzip oğlan, gülerek “kurban olduğum unu bezin dışına eliyorsun” deyince, annesi alkolün kandaki gevşekliğine kapılıp;
“yavrum, gayrı anana her yer ita” diyerek savurmasını sürdürür.
Kısacası yiğitlik, varlık sarhoşluğuna kapılıp her yeri ita sanmamaktır!
Gardaş
Nefsine hâkim ol yüksekten bakma
Yaratan katında hoş olmaz gardaş
Vermeden ekmeği başına kakma
Gönülsüz lokmadan aş olmaz gardaş
Sevgide cömert ol zulümde cimri
Böyledir bilesin Allah’ın emri
Gururla bezeme emanet ömrü
Ayaklar olmadan baş olmaz gardaş
Kaşıkla verip de kepçeyle çalma
Hakkına razı ol kul hakkı alma
Minneti bekleyip kusura kalma
Duvarda heliksiz taş olmaz gardaş
Dağların kuşlara inadı yoktur
Sürünür yılanın kanadı yoktur
Kimsenin yarına senedi yoktur
Habersiz gelmeyen kış olmaz gardaş
Kazan taşar yanan ocak söner ha
Baykuş gelip sarayına konar ha
Verir alır Mevla’m kulu sınar ha
Başlara gelmedik iş olmaz gardaş
Atmadan adımı önünü düşün
Beklerken yarını dününü düşün
Vururken mazluma sonunu düşün
Kanadı kırıktan kuş olmaz gardaş
Sararken yarayı akıtma kanı
Kısmete sebep ol kesme imkânı
Hizmete seferber eyle Özcan’ı
Bilesin sonumuz boş olmaz gardaş