İnsanoğlu, var olduğu günden bugüne, çoğu kez zaaflarının esiri ve neticesinde kurbanı olmuştur. Toplum olarak ta bilgi ve eğitim toplumu olmaktan ziyade kendimizi kaderciliğe terk etmişizdir. Bazı olumsuzluklara kader der, güzel olan şeylere de şans der geçiştiririz.
Çoğu yurdum insanı hüzünlü gününde, teselliyi sigara içki, uyuşturucuda ararken, yine bir takım insanlarda sevinci yine aynı maddelerde kutlar.
Aslında bu yöntem kesinlikle o insanın ne kaderine çare ne de sevincine asla bir yarar sağlamaz, ayıldıkları zaman hayat yine devam eder.
Olan sağlımıza, tükenen iş gücümüze, alkol iken yaptığımız kazalara, uyuşturucu etkisi ile işlenen kavgalara, cinayetlere sebep olarak toplumda huzursuzluğa, masum hayatlara kötü örnek olurken kutsal aile kavramının yıkıldığına şahit oluruz. Sigara, alkol, uyuşturucu toplumun yozlaşmasında en büyük etkenlerden bir tanesidir. Sağlıklı düşünemeyen birey ve onun oluşturduğu bir toplum ileriyi göremez. Hiç bir zaman akılcı düşünemez, bunu haklı çıkaracak hiçbir mazeret akıl ve mantıkla bağdaşamaz.
Bu konuda en büyük görev halkın bir yerlere getirdiği insanlara düşer her gün medya da gördüğümüz adına sanatçı dediğimiz insanımızın sevgisi ve alkışları ile bir yere gelenler gün geçmiyor ki, alkol duvarını aşıp rezalet çıkardıkları, uyuşturucu bağımlısı olduğunu ve kullandığını yasaları hiçe sayarak üstüne basa basa söyleyenleri görüyoruz.
Hani sosyete dediklerimiz, şan ve şöhret sahibi koca koca insanlar batılaşma dediğimiz hareket içerisinde, batının iyi yönlerini değil kötü ve çirkin yönlerini kendilerine bir yaşam biçimi olarak seçmekte ve Türk toplumuna kötü örnek olmaktadırlar.
Bilhassa sanatçı camiasının bir kesimi uyuşturucu kullanımını özendirmekte olması bir yana satışında kuryelik yapmaktan geri kalmamaktadır. Bunlar nasıl sanatçıdır? Onun takdirini size bırakıyorum. Gerçek anlamda sanatçı topluma önder olan, insanımızın ufkunu açan kişiler olması gerekmez mi?
Bizim kuşağın okul sıralarında, insanımızı zararlı etkenlerden olduğu kadar milli ekonomimize sosyal yaşamımıza katkıda bulunan çeşitli haftalar düzenlenirdi. Yerli Malları Haftası, Kızılay Haftası, Verem Haftası gibi…
Bu haftalar, kamu yararına kurulmuş cemiyetler, dernekler vasıtasıyla daha da anlamlı bir hale getirildi. Bunlardan bir tanesi de, alkol ve uyuşturucu maddelerle mücadele için 2 Mart 1920 de kurulmuş sonradan Türkiye Yeşilay Cemiyeti olan Cemiyeti Hilal-i Ahdar idi. Bu gün merkezi İstanbul olmak üzere yüze yakın yerleşim yerinde şube ve temsilcilikleri olan bu kurumun ilk kurucusu da Şeyhülislam Haydari Zade İbrahim efendi, Dr.Hacı Emin Paşa ve Dr.Mashar Osman olmak üzere bugünlere gelmiştir. Bu derneğin sembolü de beyaz zemin üzerine yeşil renkli aydır. Bilmeyenlere duyurulur. Çünkü artık geçmişteki o güzel günleri, görkemli kutlamaları insanlık için yapılması gereken yararlı ve faydalı, erdemli hareketleri unutur olduk. Savrulmuş bir yaprak misali, ne zaman, nerede olmamız gerektiğinden haberimiz yok. Yasalar, kötülükleri önlemek için hükmederken, adliyesi, polisi büyük bir özveri ile alkol ve uyuşturucu ile mücadelede kararlı ve azimli olmasının yanı sıra ,içinde bulunduğumuz Yeşilay haftasın da gözümüzü açmamızı, akıllımızı kullanmamızı hatırlatırken, maalesef hala birileri yirmi dört saat kendinden geçmiş vaziyette dolaşıyor!.
Temennim odur ki bu yıl ki Yeşil Ay Haftası insan sağlığı toplum huzuru açısından zararlı alışkanlıklarımız konusunu bir kez daha hatırlatmış olsun.
SAGLIK VE SEVGİYLE KALIN,