07.03.2010 |
Bazı insanlar vardır; anlamak, anlaşmak zordur onlarla... Kıskanç, kaygılı, ruhsuz... Bir o kadar da silik… Istırap çeken bir ifade vardır yüzlerinde. Yaşamın en kötü halini yaşarlar; yaşamak, yaşatmak için de adeta savaşırlar. Olumsuz düşünceden kaynaklanır tüm bu olumsuzluklar. Gelecek ile ilgili hayalleri yok denecek kadar azdır. Sürekli akıllarında olumsuz düşünceler uçuşur: Bir gün gelecek, ya paralarını kaybedeceklerdir, ya işlerini ya da eşlerini… Gözleri sürekli başkalarının üzerindedir. “Onun şusu, busu var da; benim niye yok?” diye. Oysa kendilerini hiç sorgulamazlar: “Ben kimim?” diye. Kendilerini olduğundan farklı göstermek en kolay çözüm yoludur. Çünkü oldukları gibi göründüklerinde toplumun kendilerini kabul etmeyeceğini düşünürler. Sorun yaşadıklarında çözüm olarak en olumsuz seçeneği yani şiddeti tercih ederler. Surat asmaktan, çamur atmaya her yolu denerler. Yaşam, acı da olduğu kadar zevki sunarken cömert davranmamıştır onlara. Güzel olan her şeyin bir sınırı vardır: Sevginin, mutluluğun, hayallerin… Mutluluk, hep uzaklardadır. Aslında mutlu olmak diye bir şey yoktur onlar için. Ne yazık ki, zengin bile olsalar yoksul bir hayat yaşamaya mahkumdurlar. Kıskançlık duyguları kabarmıştır; demirin üzerini kaplayan pas misali. Zehir gibi akar içlerine. Kıskançlık dediğim, gıpta etmek sanmayın sakın. Bunlarınki, özgüvenleri olmadığından takıntı haline gelmiş türdendir. Hayata kendilerinden bir şey katamazlar. Çünkü geçerli mazeretleri vardır. Zaten çok iyi mazeret üretirler. Sonra da “ah! keşke…” diye mırıl, mırıl mırıldanırlar. Konuştukça keder dalgası sizi de sarıp sarmalar. Her şeyi zamanın akışına bırakırlar. Kendi yaşamlarını kontrol altına almak isteyen insanları “hayalperest” olarak nitelendirirler. Ancak başkalarının yaşamları üzerine konuşmaktan, dedikodu üretmekten de asla çekinmezler. Bir şeylere sahip olduklarında her şey olduklarını zannederler. Sanki dünya etraflarında döner; kimseleri beğenmezler. İnsanları kırıp geçirirler; ancak en ufak eleştiriye dayanamaz, küserler. Sürekli durum kollama çabası içindedirler. İğneleyici laflar ceplerinde hazır beklerler. Kelime hazineleri dardır. “Hani”, “yani” gibi pek bir anlamı olmayan kelimeleri sıkça kullanırlar. Oysa düşünce ve söz insanın sahip olduğu en büyük güçtür, bunu bilmezler. Vücutları kaskatıdır; gülmeyi bile beceremezler. Aslında insanlar pozitif ve negatif duyguları beraberinde barındırırlar. Kimileri de işte böyle, sürekli olumsuz duygular içinde yaşar. Sadece yaşasa iyi; her olumsuzluğu etrafa bulaştırdıkları gibi, tükenmiş enerjileri ile sizin yaşam enerjinizi de emerler. Bu insanların enerjileri, kavga, çatışma, yakınma üzerinedir. Dedikodu ile beslenirler. Düşüncelerine ve karakterlerine yerleşen olumsuzluk bir süre sonra kendilerini de zehirler, bunu fark etmezler. Daha da kötüsü: “Bay/Bayan Olumsuzluk” olarak otururlar aramıza… Ve en kötüsü: “Böyle görünmek saygı uyandırır.” diyenler bile vardır aramızda.
|