|
USD |
1.5106 YTL |
EURO |
1.9272 YTL |
POUND |
2.3201 YTL |
|
|
|
|
| |
|
|
08.03.2010 |
Yerel basına olan güven ve saygımı her zaman ifade etmişimdir. Kurtuluş savaşı için yola çıkanların, o zamanki ulusal basın tarafından satıldığını biliyoruz. Mustafa Kemal bu durumu iyi bildiği için yola çıkarken onlara güvenmiyor, yerel basının desteği ile kurtuluş savaşını başlatıyordu. Yerel basının içten desteği ile bağımsızlık kazanılmış, çağdaşlaşma yolunda önemli kazanımlar edinilmiş, mazlum milletlere örnek olmak suretiyle dünyada ses getirecek bir başarıya imza atılmıştı. Bu nedenle yerel basına sonsuz saygı duyarım ve olabildiğince yerel basından sesimi duyurmaya çalışırım. Mazlum milletlerin uyanmasından sonra da emperyalist emellere hizmet edenler boş durmadılar. Onların, bu arada ülkemizin de kazanımlarını geri almak için her şeyi yaptılar ve halen yapmaya devam ediyorlar. Gerçek anlamda Atatürkçü olduğunu bildiğim gazetenizde, sizinle buluşmak üzere karşınızdayım. Bendenizin bu düşüncelerinin karşıtı olanlar ise yerel basını yok etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yerel basının zorda kalması, tirajını artıramaması, okunmaması için her engeli çıkarıyorlar. Öte yandan halkın okuma alışkanlığını yok ettiler. 60 yaşıma karşın bu güçlüklerden yılmıyorum. Yerel basının çağdaşlaşma yolunda, gerçekleri anlatmayı sürdüreceği ve kazanan taraf olacağını biliyorum. Daha önce böyle bir çağrı yapmamıştım ama bu günler özel günler. Şimdi hepinizden rica ediyorum. Omuz omuza verelim, gençleri aramıza alalım, okuyalım, okutalım, yazışalım, iletişim içerisinde olalım, sesimizi duyuralım. Bu köşeden akıl veren kişi durumuna düşmek istemiyorum. Gerçekleri birlikte bulalım, gerçekler etrafında toplanalım, safları sıklaştıralım ve hak yolunda kenetlenelim. Sizlerden, özellikle her yaştan gençlerden öğrenecek çok şeyim olduğunu biliyorum. Öğrenmeye hazırım. Sizler öğretmeye hazır mısınız? ONE MİNUTE . Sözde Ermeni katliamı yasa tasarısı, ABD Dış İlişkiler Komisyonunda kabul edildi. Bu karar ve one minute üzerine yazılacak çok şey var. Onları ulusal basın yazıyor. İzninizle konunun bir başka boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Tasarı oylanmadan önce Fransa, Almanya, AB açıklamalarda bulundular ve tarihi gerçeklerle yüzleşmemiz gerektiğini söylediler. Bize mal satan şirketler açıklama yaptılar ve kararın geçmemesi gerektiğini belirttiler. Arap ülkelerinden bir açıklama yapılmaması hepimizin dikkatinden kaçtı. Başbakanımız one minute dediği zaman alkış tutanlar, Cumhurbaşkanımız tarafından otellerinde ziyaret edilenlerden çıt çıkmadı. Başbakanımıza ödül verenler ortada gözükmedi. Türkiye’nin önemli kurumlarını tekelleri altına alanlar da sessiz kaldı. Halbuki onlar da bizden yana, doğrudan yana baskı yapsalardı kararın lehimize çıkması mümkündü. Sözün özü: Kendi içlerinde bile dayanışma sağlayamayanlardan bize yarar gelmez, onlardan dost olmaz. Aklımızı başımıza alalım. Geçmişte yapılanları unutmayalım. Elbette “Yurtta barış, Cihanda Barış”, kimseyle düşman olmayalım ama dost olmadığı, olmayacağı belli olanların arkasından da koşmayalım. Koşanlara fırsat vermeyelim. BELEDİYE ZABITASI İstanbul Büyükşehir Belediyesi desteğinde, Belediye Zabıtası Dayanışma Vakfı çok güzel bir karikatür albümü yapmış. Osmanlıdan Günümüze adlı albümdeki karikatürler hala güncel ve hoş. Bunlardan bir kareyi beğeninize sunuyor ve albümü hazırlayanlarla destek olanları kutluyorum. KÖYLÜ KENTLİ VE ALEVİ ÇALIŞTAYLARI Kent yaşamının insanları yozlaştırdığını bilirim. Tüm zorluklarına karşın köy yaşamı insanların saflığını korumalarında önemlidir. O nedenledir ki köylü olmaktan hoşlanırım ve hiç saklamam. Üstat Çetin Altan ise köylülüğü aşağılayıcı yönleri ile dikkatimize sunar. Ona göre kurnazlık, bilgisizlik, akılsızlık, tembellik vb. köylülüğün göstergeleridir. Elbette onun gibi düşünmüyorum ama onun saydığı köylü özelliklerden de korunmaya çalışıyorum. Kurnazlıktan, bilgisizlikten, akılsızlıktan, tembellikten uzak bir yaşam sürdürmem gerektiğini biliyorum. Üstadın yetiştirdiği iki evladı var. Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler. Birisini kitapları ve Taraf gazetesinden, Prof olan diğerini televizyon programlarından tanıyoruz. Onlar kentli özelliklerini taşıyorlar. Elbette her kentli onlar gibi değil ama kentlilerin genel özelliklerini onlarda görmek mümkün. Burada saymama gerek yok. Onlara bakın, üstadın geçmişi ile şimdiki durumunu değerlendirin ve kentli olmanın böyle bir şey olduğunu görün. Köyden kente göçüp kendinizi kent koşullarında yok etmeyin. Hiç saklamadığım bir yönüm de Aleviliğimdir. Alevi kültüründe büyümenin gururunu her zaman taşırım. Aleviliğe iftira atan yobazlar ise nihayet yanlışları ile yüzleşiyorlar. Alevi çalıştayları onlara ne olduklarını gösterdi ama hala hile peşindeler. Bizi millet olarak bölüp parçaladıkları bir yana, şimdi de Alevileri köylü aleviler, kentli aleviler diye bölmeye çalışıyorlar. Yobaz aleviler ise buna çanak tutuyorlar. Bu konuda en doğru yaklaşımı Alevi dernekleri gösterdi ve “ Yobazların değirmenine su taşımayız” dediler. Her konuda olduğu gibi bu konuda da kafamızı karıştırmaya çalışıyorlar. Halbuki millet olarak Alevi-Sünni gibi bir sorunumuz yok. Yüzlerce yıldır iç içe yaşıyoruz ve mutluyuz. Ama bizim Diyanet İşleri Başkanlığı, Din eğitimini kur’an dışı bilgilerle vermeye çalışan eğitim kurumlarımız gibi sorunlarımız var. Eğitim kurumlarımız bizi dinden çıkarmaz, Diyanet işleri Başkanlığı ise hurafelerin din diye bize yutturulmasına göz yummazsa sorun kalmaz. Araplar Kur’andan önce, cahiliye devrinde kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Bizde ise şimdilerde toprağa gömmeler sürüyor. Hala cahiliye devri kafa yapısında insanlarımız varsa bunun sorumlusu Diyanet İşleri başkanlığı ve din eğitimi veren kurumlardır. Bu kurumların sorumluluğu kime ait ise çıksın ortaya. ÇOCUKLAR ÇOCUKLARIMIZ Usta şair Nazım Hikmet, kadınlarımızın toplumdaki yerini anlatmak için “Kadınlar, kadınlarımız “ demiş. Şimdilerde yaşasaydı her halde “Çocuklar, çocuklarımız” derdi. Hakları gasp edilen, ailesi tarafından cinsel istismara uğrayan, dayak yiyen, eylemlerde hemen öne sürülen çaresiz çocuklarımızı yazacak değilim. Son günlerde karşılaştığımız üç manzarayı dikkatinize sunmak istiyorum. Diyarbakır-Bursa maçından hemen sonra, caddelerde meydana gelen çatışmalardan çocuğunu kurtarmaya çalışan, kollarından tuttuğu 3-4 yaşlarındaki çocuğunu adeta uçuran babayı, o çocuğun korku ve endişelerini içim burkularak izledim. Beklide o çocuk spor zevki gelişsin diye maça götürüldü. Çocuğun minicik yüreğine korku girdi. Bir daha maça gitmek isteyeceğini sanmıyorum. Gitse bile zevk almayacaktır. Bir başka TV programı ise İstanbul’da, İstiklal caddesinde kundaktaki bebeği ile dilenen, 2-3 yaşlarındaki çocuklarını, ilk okul öğrencisi kızlarını dilendiren aileyi gösterdi. TV programının göstermesine de gerek yok, Memleketlerinden çoluk çoğunu alıp İstanbul’da dilendiren, o paralarla han hamam satın alan aileleri biliyoruz. TV gösteriyor, bizlerle beraber ilgililer de bakıyor. Sorun bir türlü çözülmüyor. Kadınlar günü nedeniyle eyleme giden annenin “Gün bu gün, bu gün sesimizi duyurmayacağız da ne zaman duyuracağız. Dayak yiyoruz, eziliyoruz” diyen, ağlamakta olan 4-5 yaşlarındaki kızını sürükleye sürükleye eylem alanına götüren çaresiz anneyi ve korku içinde hüngür hüngür ağlayan kız çocuğunu dehşetle izledim. Çocuklar, çocuklarımız affedin bizi. Siz öğrenecek yaşta olmadığınız için bilmiyorsunuz, cahil değilsiniz ama sizi böyle istismar edenlerin ne yaptıklarını bilmeleri gerekiyor ama bilmiyorlar. Okumuyorlar, yazmıyorlar, aptal kutusunun başından kalkmıyorlar ve bilmiyorlar. Herkes adına, toplum adına, ilgililer adına hepinizden özür diliyorum affedin bizi. Bizler azdık, yakında başımıza bir gelecek var. O zaman, yine siz üzüleceksiniz.
|
|
|
Yazarın Geçmiş Tarihli Makaleleri |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
08.03.2010 - YAŞAMDAN AYRINTILAR/BAŞLARKEN:
|
|
| |