İkinci kez yaşama kavuşmamın öyküsünü, Doç.Dr. Alihan Gürkan ve Doç.Dr. Ayhan Dinçkan beyefendilerin engin bilgi ve deneyimleri ile bendenizi yaşama döndürdüklerini birkaç kez yazmıştım. 14 Aralık 2009 tarihinde başladığım ikinci yaşamıma dört elle sarılarak, siz değerli okurlarıma ve çocuklara olan yükümlülüklerimi aksatmadan bu günlere geldim. Kurallarla uyduğum, kendime iyi baktığım için doktorlarımdan hem teşekkür, hem de denize girme izni aldım. Dostlarım bunun bendeniz için çok önemli olduğunu bilir.
Geçtiğimiz Pazar, sabah yürüyüşümden sonra Konyaaltı’nda denize girdim. Sahil adeta bir açıkhava oteli. Çoluk çocuk yatağını kapan gelmiş. Gençler akşamdan kalma sohbetlerini sürdürüyorlar, kimi yeni uyanıyor, kimininse uyanmaya niyeti yok. Kendimi sessizce sulara bıraktım. Bey dağlarını, güneşin doğuşunu, Antalya’yı yüzerken seyretmenin keyfine diyecek yok. Deniz pırıl pırıl, Yaşamak güzel.
Kumsal için aynı şeyleri yazamadığım için üzgünüm. Kumsalı cıvıl cıvıl yapan herkese sevgi duyuyorum ama biraz da saygı bekliyorum. Kumsalı temiz tutmalıyız. Çekirdek kabukları, şişe kırıkları, yiyecek artıkları kuma karışınca ayıklamak olanaksız hale geliyor. Güneşin doğuşu ile birlikte sinekler üşüşmeye başlıyor. Kendinize saygıdan filan söz edecek değilim ama diğer insanlara saygılı, çocuklarınıza olumlu örnek olmanızı bekliyorum.
Karşılıklı saygı ile kolayca aşacağımız diğer bir sorun ise gürültü. Sahilde düğün yapan insanları anlayabiliyorum. Memleketlerinden getirdikleri kültürel alışkanlıklarını sürdürmek istiyorlar. Onları anlayabiliyorum ama aynı zamanda saygı da bekliyorum. Burası çıkıp geldiğimiz köyümüz değil, birlikte yaşadığımız hepimizin kenti. Adetlerinizi geldiğiniz kentte bile uygulayamazsınız. O adetler köyünüzün adetleri. Mutlu olmanıza seviniyorum ama sizde etrafınızdaki apartmanlarda yaşayanları, hastaları, yaşlıları, çocukları düşünmelisiniz. Davul zurna ile düğün yapmak istiyorsanız, yüksek sesle oyun havası istiyorsanız daha uygun mekanlar seçmelisiniz. Karşılıklı sevgi ve anlayışla bu sorunu çözecek olan bizleriz. Hepimiz Antalyalıyız, birbirimize katlanmak değil, karşılıklı sevgi saygı ve anlayışla Antalya’nın güzelliklerini paylaşmalıyız.
BİZ KONGOLU MUYUZ
Kongo’da tankerden sızan petrolü kovalarla yağmalamak isteyenlerden bir kişi ağzındaki sigara ile tankerin patlamasına ve çoluk çocuk 260 kişinin ölümüme, çok daha fazla inansın yanarak yaralanmasına neden oldu.
Genel başkanını ağzında sigara ile karşılayan, kaza geçirmiş insanları ağzında sigara ile kurtarmaya çalışan yurdum insanı gözümün önünden gitmiyor ve kendi kendime soruyorum “Biz Kongolu muyuz?”
TRAFİK KAZALARI
Son zamanlarda terörde kaybettiğimiz canlar artış gösterirken, aynı zamanda trafikte yitirdiğimiz canlar da artıyor. İkisi adeta birbiri ile yarışıyor. Dikkatli incelersek ikisinde de ihmal en büyük rolü oynuyor. İstanbul Halkalı’da 5 askerimizi 1 genç kızımızı yitirdikten, 6 şehit verdikten sonra önlemler aldık. Halbuki İl Jandarma Komutanlığı 20 gün önceden bazı önlemler alınmasını talep etmiş. Otların temizlenmesi, yolların aydınlanması, mobese kamera konulması, yolun asfaltlanması gibi. 20 gündür yapılmayan işler 6 canımızı toprağa verdikten sonra hemen yapıldı.
Her zaman söylüyorum; trafik konusunda deneyimli elemanlarımız var. Bu işi en iyi bilen polisler bizde, geçirdiğimiz acı tecrübelerin bize kazandırdığı bu. Ama biz bunlardan yararlanmak yerine lak lak ile vakit geçiriyoruz. Kaza olduktan, canlar toprak altına gittikten sonra önlem alıyoruz. Daha doğrusu önlem alır gibi yapıyoruz. Antalya’da turist taşıyan araçlar için Rus turistler pisipisine öldükten sonra önlem alınacak gibi yapıldı. Şimdi ise her şey eskiye döndü.
Kazaların nedenleri belli, alınacak önlemler kolay ama üstümüzde bir miskinlik yeni kurbanlar vereceğimiz günü bekliyoruz. Terör karmaşık bir iş aklım ermez ama trafik kazaları için emniyet teşkilatımıza güvenmeli onları önünü tıkamamalıyız. Hepsi bu.