
Temmuz ayı geldi, sıcaklar daha da arttı.
Turistler için bu sıcak günler; tam gezilecek, görülecek gün demektir. Kimileri denizde yüzerken, kimileri de tarihi yerleri ve müzeleri gezmekteler.
Kaleiçi'nin kendine mahsus bir güzelliği var.
Tarihi evleri, eserleri, müzesi var.
Mavi İnci gibi güzel bir yat limanı var.
Birbirine benzeyen evleri ve sokakları ilk defa gezenler için bir labirent gibidir.
Çok gezenler ve rehberi olanlar ‘kısa' yolları daha iyi bilirler.
Yat Limanı'na gitmek isteyenler için en az üç yol vardır.
En kısası da "Kırkmerdiven"dir. Mermerli Sokağın tam ortasından inen bir sokaktır. Merdivenleri taş merdivendir ve epey de eskidir. Hatta inen-çıkanlardan, merdiven taşlarının üzerleri kayganlaşmıştır.
Bu merdiven başında dursanız, limana baksanız; yıllardır budanmayan ağaçlardan, çalılardan denizin mavisini göremezsiniz.
Bu köşe yazılarımda; burası orman oldu, şuraların elini yüzünü açın, biraz nefes alsın diye yazdım.
Kimse üzerine alınmadı!..
Ne ağaçlar budandı, ne güzel bir çevre düzenlemesi (peysaj) yapıldı.
Yat Limanı'nın kaderi; eski Kaleiçi evlerininkine çok benziyor. Yani hiç kimse "koruyalım, kollayalım" demiyor.
Bakan geçiyor, görmüyor!
Gezmek görmek için gelen insanların, Yat Limanı'nda oturup manzara seyredeceği "halk" için bir yer yok.
Çünkü her yer orman!
Ve bu orman az daha bir çok can yakacaktı!
...
22 Temmuz Perşembe günündeyiz.
Bir grup turist Kırkmerdiven'in aşağı basamakları önünde oturmuşlar dinleniyorlar. Gönlübol Lokantası garsonlarından İlhan Esin (28) merdivenlerden inerek, turistlerin önünden geçerek siparişini veriyor ve hemen geri dönüyor.
Merdivenin başına geldiğinde oradaki turistler yoktur.
Tam merdiven başında iken; birden bir gürültü duyuyor.
Başını kaldırıp baktığında; asırlık çınar ağacının üzerine doğru devrilerek gelmekte olan dallarını görüyor.
Kaçmak istiyor ama kaçamıyor.
Koca çınar ağacının üzerine doğru yıkıldığını ve altında kalmak üzere olduğunu hisseder hissetmez "şok"tan çıkıyor ve Kaleduvarlarına doğru bir kaç adım atarak kurtulmak istiyor.
Devrilen dev çınar ağacı; tüm haşmetiyle biraz önce turistlerin ve garson İlhan'ın bulunduğu yere doğru yıkılıveriyor.
!?!
Yere çarpmanın etkisiyle çıkan gürültü ve kırılan dallar, uçuşan yapraklar, toz toprak Yat Limanı'nı dolduruyor.
...
Şans eseri ufak sıyrıklarla kurtulan garson İlhan, hemen oradan uzaklaşıyor. Biraz dinlendikten sonra görevine dönüyor. Ve ilk servis yaptığı da ben olduğumdan; yaşadığı olayı sıcağı sıcağına anlatıyor.
Bende hemen foto makinamı kapıp olay yerine geliyorum.
...
Koskoca çınar ağacının gövdesinin içi o kadar boşalmış ki; artık üzerindeki yükü taşıyamaz hale gelmiş!..
Ve gövdesi ikiye bölünüvermiş...
...
Böyle asırlık ağaçlar hiç mi kontrol edilmez?
Neresi sağlam, neresi çürük hiç mi bakılmaz?
...
Deveye sormuÅŸlar:
Boynun neden eÄŸri?
Deve demiÅŸki:
- Zaten nerem doÄŸru ki?
...
Benim sözüm, uyarım yıllar öncesi dinlenseydi. Buralarda bir peysaj çalışması yapılsaydı hem çevre yıllar önceden daha güzelleşmiş olacaktı. Hem de kontrol edilen ağaçlardan, çürümeler tespit edilecekti.
Hiç birisi yapılmadı.
Kazalara açık kapı bırakmakta üstümüze yok.
Pislikte üzerimize yok.
Çünkü burası Kaleiçi.
Sahipsiz ÅŸehir...
...
Don Kişot hariç!..
::: :::
EĞER BU BARAKA "TURİZM BÜROSU"
OLACAKSA BIRAKIN ÖYLECE KALSIN
Geçen hafta yerel basımızda; Kalekapısı önündeki alana konulan büfe vari kulübe hakkında kıyametler koptu!
Vay böyle kulübe mi olurmuş? Çirkinmiş, sırıtıyormuş falan filan...
O bölgede sırıtan sadece o kulübe mi oldu?
Surların dibine, ikide birde kurulan Kızılay çadırına niye sesiniz çıkmıyor?
Orada bom boş duran info kulesini niye hiç görmüyorsunuz?
Saat Kulesi dibindeki; girişleri kontrol eden büfeye ve yolu kapatan taksiciye niye itiraz etmiyorsunuz?
Cami önündeki barakayı, vs. hiç mi göreniniz yok?
Simitçi arabalarının 2 m. bulan camekanları, artı sandalye vs. leri hiç mi gözünüze batmıyor?
Sokak sanatçıları deyip, rastgele köşelerde, sıcağın, yağmurun altında bıraktığınız insanlara ne demeli?
Hele hele; Antalyaspor adına, Işıklar'daki park yerini kapattıkları yetmiyormuş gibi, bir de şehrin göbeğinde, en güzel park yerinde tezgah açan karavanına niye hiç bir şey demiyorsunuz?
Hı?
Meydanın biraz ilerisinde; ağaçlar arasında kamufle edilmiş, tiyatro-opera bilet gişelerini de hiç görmediniz galiba?
Cumhuriyet Meydanı'ndaki Polis noktasına ne demeli?
Onlar görev yapıyorlar onun için ses çıkartmıyorsunuz değil mi?
Dönerciler çarşısı kavşağındaki "Zabıta" kulübesi; bazen bir oluyor, bazen de iki tane ama hâlâ orada girişi kapatıyor ve duruyor! İçinde de pek hiç kimse olmuyor!
Ayrıca, oto girmesin diye konulan "dev saksılar", reklam panoları ve kaldırım işgal etmezse "kendini hasta" sanan bazı esnafın, masa, sandalye vs. koyarak geliş ve geçişleri kapatmalarına ne diyeceksiniz?
...
Sağolsun Büyükşehir Belediyemiz; belki de Don Kişot'un yazdığı bir yazıda;
"Turistler 400 m. İlerdeki kaldırılan ve Güllük Caddesi'ne taşınan Turizm Bürosu'na nasıl gidip gelsinler?"
Esinlenerek, onları bu zahmetten kurtarmak için böyle bir kulübe açmak istediler.
Bunun neresi kötü?
Size gelen turiste, bilgi verecek, harita dağıtacak bir "turistik danışma"nın ne zararı olabilir?
Neden olaya buralardan bakmıyorsunuz?
...
Ben biliyorum ki; basına ikide birde açıklama yapan birileri var.
Ama yaptıklarıyla, ortaya hiç bir şey koyamayanlar var.
Attalos heykelini, sanki onlar yaptırmış gibi, uzun bayraklarda isimlerini dalgalandıranlar var!..
...
İnsanların daha rahat gezmesi için "daha geniş alanlara" ihtiyaç varken; çalı çırpı dikerek, bu meydan yerlerini daraltan, küçültenler var.
...
Lütfen önce bunları kaldırtınız.
Ve bırakın "TOURIST INFORMATION" kulübesi yeri "kötü" de olsa orada kalsın, hizmet versin...