1071’de Kapıları açılan coğrafyamızın vatan olmasında serdengeçti Akıncılar başı çekmiştir. Evinden, ocağından, anasından, babasından özellikle de yârinden ayrılan öncüler, rüzgâr yeleli atlarıyla dönmemek üzere hudut boylarına yürümüşlerdir. Anadolu’mun bağrından yetişen kurt bakışlı yiğitler, yüreklerindeki firakla, yurt ettikleri topraklarda ya şehit veya gazi olarak kalmışlardır. İmparatorluğun parçalanışı, ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulma sürecine değinmeyeceğim. Üzüntüm, gittiği her yeri “YURT” yapan, Uç Beylerinin neslinden gelen soydaşlarımıza, ayrımcı davranarak “GÖÇMEN” yakıştırmasının yapıştırılmasıdır. Eğer o kahramanlar olmasaydı, biz buralarda tutunamazdık. Bir de sahabenin kederlendiği vakayı bilseler sanırım kendi kendilerini ayıplarlardı. Mekkeli Ensar, Resulü Ekrem’in hicretinde, ”keşke biz de Peygamberimizle muhacir olabilseydik” diye hayıflanmışlardır. Bu bağlamda Batı Trakya Türkleri Araştırma Merkezi’nden, “Sayın Hocam, ekteki çalışmamızı saygılarımızla bilgilerinize arz ediyoruz” diye tarafıma gönderilen iletiden bazı bölümleri okuyucularımla paylaşıp şiirimle katkıda bulunmak istedim.
BATTAM
(Batı Trakya Türkleri Araştırma Merkezi)
Yalova –Türkiye 26.07.2010
Türk Boyları ve Akraba Topluluklarının kültürel manada tanışmasını ve kaynaşması sağlamak amacıyla YAFEM’in düzenlemiş olduğu “13. TÜRK BOYLARI KÜLTÜR ŞÖLENİ” Yalova’da 16–22 Temmuz 2010 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Türk Dünyasından Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik tarafından yapıldı. Açılış esnasında bir konuşma yapan Bakan Çelik “Bu buluşma eğer soydaş kardeş akraba toplulukları arasında oluyorsa ayrı zevki vardır, ayrı bir anlamı vardır. Balkanlara hükmedenlerin insanları ırkından inancından dolayı katlettiğini ifade eden Çelik, şunları söyledi: “Türk milleti büyük bir millettir. Birçok devletler kurmuş imparatorluklar kurmuş bir millettir. Sıradan bir millet değiliz biz. Köksüz bir millet değiliz, kökü olan asil bir milletiz. Biz gittiğimiz yerlere hoşgörüyü götürdük. Özgürlüğü götürdük. İnsanlığı götürdük. Herkesin insanca yaşaması anlayışını götürdük. Ama bugün dünyayı izliyorsanız bugün dünyaya hükmettiğini söyleyenler bugün balkanlara hükmedenler, binlerce 10 binlerce insanı ırkından inancından dolayı katlettiler. Geçen hafta biz Bosna’daydık. Bir gün içinde Bosna Hersek’te 10 bin kişinin nasıl katledildiğini orada gördük. Başbakanımızla orada törene katıldık. Bunlar ne adına yapıldı. Bunların insanlıkla bir ilgisi var mı? Hiçbir ilgisi yok. Çünkü insanlık oralardan çekildi. İnsanlık 780 bin kilometre içinde kaldı. 20 milyon kilometreden küçüldük de onun için o topraklarda büyük katliamlar büyük zulümler işlenmeye başladı. Sıradan bir devlet değiliz, büyük bir devletiz bunun kıymetini bilelim.
Biz oradayken çok dil vardı, çok din vardı, hepsi huzur içerisinde yaşıyorlardı. Zulmeden bir devlet olsaydık balkanlarda orta Asya’da orta doğuda Türkçeden başka dil olmazdı. İslam’dan başka din olmazdı. Biz gittik o coğrafyaya dedik ki; ‘dininizde serbestsiniz. Dilinizi konuşabilirsiniz. Özgür ortamda yaşayıp herkes inandığı gibi yaşasın’ ve bugün yaşanan hadiseleri görüyorsunuz. Son olarak şunu söylüyorum kim ne yaparsa yapsın biz ecdadımızın topraklarındaki bütün tarihi eserleri ayağa kaldırıyoruz. Orhun abidelerini, Kırım’daki zincirli medreseyi ve yüzlercesini yeniden inşa ediyoruz. Bunu da yeterli görmüyoruz. Şimdi de yurtdışı Türkler ve akraba toplulukları başkanlığını kurduk. Nerede bir vatandaşımız varsa, nerede bir soydaşımız varsa, nerede bir akraba topluluğu varsa Türkiye Cumhuriyeti onun yanında olacaktır. Bunun teminatını veriyoruz.
Dr. Özkan Hüseyin’in sunduğu “Batı Trakya Türkleri ve Atatürk” konulu tebliği; Bu güzel çalışmalarınıza bir zemin teşkil etmesi bakımından, burada öncelikle oturumumuzun başlarında yer alan Türk Edebiyatları kavramları, bilhassa TÜRK (Türk Milleti) kelimesi üzerindeki düşüncelerimi arz ederek başlamak istiyorum.
„TÜRK“: Türkistan’da dört bin yıl önce tarih sahnesine çıkan, üç kıta üzerinde, Avrasya’nın her çağında ve her köşesinde mühim roller oynamak ve muhtelif devletler kurmak suretiyle, binlerce yıllık bir tarih ve medeniyetin yaratıcısı olan; hepimizin mensup olduğu bir milletin adıdır.
Türkler, ekonomik ve demografik şartlar veya ağır dış baskılar karşısında milli kimliklerini ve istiklallerini korumak, insanlar arasında eşitliğe ve adalete dayalı bir yönetim kurmak amacıyla, Pekin’den Viyana’ya kadar uzanan geniş bir coğrafya üzerinde muhtelif devirlerde birçok devletler kurmuşlardır.
“Türklerin kurduğu devletlerin farklı adlar taşıması, bazen devlet kurucusu şahıs veya şahsın mensup olduğu boy adıyla anılması tarihte görülmüştür. İktidar kimin elindeyse devlet o şahsın veya o boyun adıyla anılır. İktidar el değiştirince
Devletin adı da değişir. Ancak, töre, dil ve din hep aynı olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti, Sovyet Rusya’sı dağılıncaya kadar tek Türk Cumhuriyeti idi. 21. yüz yılın eşiğinde K.K.T.C. Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri kurulmuştur. Yenidünya düzeni ile beraber gözlediğimiz gelişmeler, tarihi oluşum, Türk kelimesini de yeniden hakiki muhtevasına kavuşturmaktadır. Gerçekten bugün, Türk denilince sadece Türkiye Türkleri değil, aynı kökten gelen, aynı dili veya bu dilin muhtelif lehçelerini ve ağızlarını konuşan, mevcut yedi bağımsız Türk Cumhuriyetinde ve birçok ülkede farklı statüler altında yaşayan 220 milyonluk bir millet, Türk Milleti anlaşılmaktadır. Batı Trakya Türkleri, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşmasıyla mübadele dışı tutularak Yunanistan sınırları içinde bırakılmış önemli bir Türk Topluluğudur. Batı Trakya Türklerine azınlık statüsü tanıyan bu anlaşmanın 37–45. Maddeleri birçok haklar tanınmıştır. Bu hakların bir kısmı sıra gelmiş uygulanmış, bir kısmı da rafa kaldırılmıştır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginliklerin faturası hep Batı Trakya Türklerine çıkarılmıştır. Buna rağmen, Batı Trakya Türkleri her zaman (Garantör ülkeleri olan Anavatan)Türkiye’nin yanında yer almışlardır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin ( Anavatanlarının ) sayesinde kendilerini güvencede hissetmektedirler. Batı Trakya Türkleri, yaşadıkları ülkede Yunan yasalarına göre hareket etmektedirler. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti niteliklerine ve Atatürk ilkelerine de devamlı bir şekilde bağlı kalmışlardır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Batı Trakya Türklerinin garantör ülkesidir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk Batı Trakyalıların hemşerisidir. Batı Trakya Türkleri Atatürk’ün de kendileri gibi Rumeli TÜRK’ü olduğunu, bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan Selanik’te doğmuş olmasını bir övünç kaynağı olarak kabul etmektedirler. ATATÜRK doğma büyüme BALKANLI’dır – MAKEDONYALI’dır. Bir Konyalı’ya, bir Bursalı’ya ve bir İzmirli’ye göre, daha çok bizim hemşerimizdir. En az onlar kadar sahip çıkmak, bizim hakkımızdır. Batı Trakya Türkleri ATATÜRK’ÜN hemşerisi olmaktan gurur duymaktadırlar.
Sonuç olarak inanıyoruz ki, Dünya Türklüğü’nün gözbebeği Aziz Türkiye Cumhuriyeti’nin 2010 yılında geldiği göğüs kabartan manzarası, Batı Trakya Türklerinin güven duygusunu daha da artırmaktadır. Eğitim, kültür, sanayi, ekonomi, siyasi ve askeri alanlarda daha da ileriye giderek 21. Yüzyılın hatırı sayılır birkaç dünya ülkesinden biri olması dileğimizi burada tekrar diliyoruz. Kendilerini, iki binli yıllara damgasını vuracak TÜRK DÜNYASININ ayrılmaz parçası olarak gören Batı Trakya Türkleri, haklı davasında kardeşlik ve dayanışma duyguları içinde her zaman ve her yerde, hangi şartlarda olursa olsun yok olmayacak ve varlığını sürdürecektir”
Biz milletiz
Anadolu anamdır, aziz vatanım benim
“Çanakkale Geçilmez” yazdı destanım benim
Atatürk’üm daima, Başkomutanım benim
Albayrağa nakşolan, hilalin halesiyim
Nerde bir Türk yaşarsa, ben onun kölesiyim
Maraş’ta Sütçü İmam, Erzincan’da Dedem var
Soğanlı’da Bardız’da emmim dayım edem var
Sarıkamış Dağı’nda yüz binlerce çiğdem var
Yurduma göz dikenin başının belasıyım
Nerde bir Türk yaşarsa ben onun kölesiyim
Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli’yim
Uluğ Bey, İbn-i Sina, Yesevi’nin diliyim
Hazar’ı kucaklayan, Şehriyar’ın iliyim
Gurbetteki vatanın, candaki sılasıyım
Nerde bir Türk yaşarsa, ben onun kölesiyim
Devletler ayrı olsun, soyumuz birdir bizim
Oğuzlar’dan geliriz, Boy’umuz birdir bizim
Türkü, ağıt, destanlar, toyumuz birdir bizim
Düşmana göğüs geren, Kerkük’ün kalesiyim
Nerde bir Türk yaşarsa, ben onun kölesiyim
El Esker’in elinde, Karacoğlan sazıyım
Ahıska’da ağıdım, Karabağ’da sızıyım
Türkmenistan yiğidi, Özbekistan kızıyım
Kazak, Tatar Çeçen”in, gözünün elasıyım
Nerde bir Türk yaşarsa, ben onun kölesiyim
Balkanlar gardaşımdır, Kırım benim öz yârim
Taşkent, Bişkek, Buhara, benim ata diyarım
Almaata çağırsa, Bozoklar’dan duyarım
Karabağlı ananın, tükenmez çilesiyim
Nerde bir Türk yaşarsa, ben onun kölesiyim
Ankara’dan Bakü’ye, selam veren elim ben
Turfanda’da açılan, yediveren gülüm ben
Bir kıbleye yönelen, bir konuşan dilim ben
Camilerde ezanım, hürriyet salasıyım
Nerde bir Türk yaşarsa, ben onun kölesiyim
Köroğlu’yum Manas’ım, Orhun’daki taşım ben
Dedem Korkut Boy’lasın, Türkmen Bey’i başım ben
Afif olan millete, Akif ile marşım ben
Akdeniz’de Barboros, kaptanın âlâsıyım
Nerde bir Türk yaşarsa ben onun kölesiyim
Ulubatlı Hasan’ım, Osman Batur Şamil’im
Timur’un türbedarı, aksakallı kâmilim
Çarların rüyasıyım, Nuri Paşa, Cemil’im
Rüzgârlarla yarışan, atların yelesiyim
Nerde bir Türk yaşarsa ben onun kölesiyim
Bir tarlanın ekini, bir çınarın dalıyız
Kanımızın rengi var, albayrağın alıyız
Yediden yetmişine, vatana sevdalıyız
Yavru Vatan Özcan’ım, ben onun balasıyım
Nerde bir Türk yaşarsa, ben onun kölesiyim.